İslami bankalar toksik varlıktan değil emlaktaki çöküşten etkilendi

İslami bankacılık, bürokrasiden yargıya, kötü işletilen kurumlara bağışıklık gösteren Şeriat hukuku tarafından yönlendiriliyor.

01 Eylül 2010

Başbakan Erdoğan'ın da parasını yatırdığını açıkladığı İslami finans kurumlarını inceleyen IMF uzmanları, 'İslami bankalar toksik varlıklara bulaşmadıkları için krize karşı esnek oldu, ama emlak çökünce olumsuz etkilendiler' görüşünü savundu

NEW YORK - Uluslararası Para Fonu (IMF) uzmanları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da parasını yatırdığını söylediği özel finans kurumları hakkında, “İslami bankaların ana odakları emlak. Emlak piyasası çökünce, İslami bankalar bundan olumsuz etkilendi. Ayrıca dünya ticaretindeki çöküşde, ticaret finansmanındaki güçlü varoluşları dolayısıyla İslami bankaları etkiledi” değerlendirmesi yaptı.
IMF uzmanları, “İslam gelişmeye engel” görüşünün yanlış olduğunu belirterek, “Eldeki kanıtların büyük bölümü bunu desteklemiyor. Öncelikle İslam’ın 9 ve 15’inci yüzyıllar arasındaki, bilim, edebiyat, denizcilik, hukuk ve felsefede ilerlemeler elde edilen Altın Çağı, doğru ortam bulunduğunda İslam toplumlarının ilerleme ve inovasyon yeteneğine sahip olduğuna örnek oluşturdu” dediler. 2015 yılında dünya Müslümanlarının tasarruflarının yarısını İslami finans kuruluşlarında tutacağı tahminine de yer verildi.

‘Kabuklarından çıktılar’
IMF uzmanları Patrick Imam ve Kangni Kpodar, “İslami Bankacılık: Nasıl Yaygınlaştı?” başlıklı bir Çalışma Raporu hazırladı. Bağlayıcılığı olmayan raporda İslami bankacılığın son birkaç on yılda, kendi kabuğundan çıkıp ana finans akımlarından biri haline geldiği belirtildi.
Raporda, Müslüman toplulukların bankacılıktan uzak kaldıkları ve Müslüman dünyadaki yol ve konut gibi büyük altyapı gereksinimleri karşısında İslami bankacılığın gelişmesinin bu bölgelerde büyümeyi destekleyebileceği, ağır ilerleyen gelişme sürecinde çözümün bir parçası olabileceği belirtildi.

‘11 Eylül etkilemedi’
Bir ülkede Müslüman nüfusun fazlalığı, kişi başına gelirin yüksekliği ve ülkenin net petrol ihracatçısı olması gibi özelliklerin İslami bankacılığın gelişmesi için temel oluşturduğu belirtilen raporda “Orta Doğu ile ticaret ve ekonomik istikrar da İslami bankacılığın yaygınlaşmasında yardımcı oluyor. İki İslami finansal merkez olan Malezya ve Bahreyn’e yakınlık da önemli” denildi. Yüksek faiz oranlarının İslami bankacılığa engel olduğu, çünkü paralarını İslami bankaya yatıran daha az dindar kişilerle Müslüman olmayanlar için fırsat maliyetini artırdığı vurgulanan raporun sonuç bölümüne şöyle devam edildi:
* “Birçok gözlemcinin belirttiğinin aksine, bulgularımıza göre 11 Eylül saldırıları İslami bankacılığın yaygınlaşmasında yaşamsal bir rol oynamadı. Petrol fiyatlarının yükselmesi, ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarına rastladı ve onun gölgesi altında kaldı.
*  Sıklıkla İslami dünyanın iyi işlemeyen kurumlara sahip olduğu belirtilir. Bulgularımız, geleneksel olarak alışılagelmiş bankacılıkta bir sorun olan kurumsal kalite konusunun İslami bankacılığın yaygınlaşması açısından önemli olmadığını ortaya koydu. Çünkü İslami bankacılık, bürokrasiden yargıya, büyük ölçüde kötü işletilen kurumlara bağışıklık gösteren Şeriat hukuku tarafından yönlendiriliyor, bürokrasi ve yargıya az yer veriyor, anlaşmazlıklar bunun yerine İslami hukuk felsefesine göre çözümleniyor.
* Bu nedenle İslam ülkeleri kurumsal reformlarda az ilerleme sağlasalar bile bankacılık sistemi inşa edebiliyorlar. Bu, niteliği gereği ülke içi kurumsal ortamla birbirine geçmiş alışılagelmiş bankacılık sistemlerinden farklılık gösteriyor.
* İslami bankacılık, bir yedek olarak değil, geleneksel bankaların tamamlayıcısı. Dindar Müslümanlar, geleneksel bankaların sunmadıkları ürünleri talep ediyorlar ve ortak platform ve insan sermayesinin paylaşımı yoluyla, şimdiden iyi işleyen bir geleneksel bankacılık sisteminin bulunması, İslami bankacılığın yaygınlaşmasına yardımcı oluyor.”

İslami finans 1 trilyon dolarlık endüstri oldu
Raporda İslami bankacılığın kalkınma üzerindeki etkileri ise şöyle anlatıldı:
* Bazı bilim adamları, kaderciliği vazeden İslamın büyümeyi negatif etkileyebileceğini iddia ediyor. Ancak eldeki kanıtların büyük bölümü bu tezi desteklemiyor. Öncelikle İslam’ın 9 ve 15’inci yüzyıllar arasında, bilim, edebiyat, denizcilik, hukuk ve felsefede ilerlemeler elde edilen Altın Çağı, doğru çevre bulunduğunda İslam toplumlarının ilerleme ve inovasyon yeteneğine sahip olduğuna örnek oluşturdu.
* Sadece İslam’ın gelişmeyi negatif etkilememesi söz konusu değil, fakat İslami bankacılık geleneksel bankaların bir tamamlayıcısı olabilir, bu nedenle de sistemik risklerin çeşitlendirilmesine yardımı dokunabilir. Konvansiyonel bankalarda, bir banka kredi verdiğinde, ödünç alan iflas durumu hariç tüm riskleri taşır. İslami bankacılıkta hem banka hem girişimci ödülü ve başarısızlığı birlikte paylaşır.
* Birçok gelişmekte olan ülkede risk paylaşımı girişimcilere, küçük tasarruflarla tüm riskin paylaşılamayacağı bir çevrede kalkışılamayacak projeleri üstlenme olanağı tanır. Geleneksel bankacılıkta borç alacak kişinin buna layık olup olmaması belirleyicidir ve bankalar kredinin anaparası ve faiziyle ilgilenir. İslami bankacılıkta ise kâr ve zarar paylaşıldığı için bankalar sadece bir proje başarılı olduğunda kâr sağlar. Bu nedenle İslami bankalar, girişimcinin herhangi bir kredi geçmişi olmasa bile, güçlü projeleri finanse etmeye daha fazla eğilimlidir.
İslami bankacılıktaki gelişmenin, büyük Müslüman nüfusu bulunan İngiltere gibi ülkelerin yer aldığı, geleneksel bölgeler dışındaki sektör çeşitliliğiyle birlikte, son birkaç yılda hızlandığı belirtilen raporda, özellikle 400 milyondan fazla Müslüman barındıran Afrika’daki gelişimin dikkat çektiği bildirildi. Raporda tahminler değişirken İslami finansın 1 trilyon dolarlık endüstri oluşturduğu belirtildi.

En çok İslami banka Bahreyn ve Malezya’da
IMF Çalışma Raporu’nda Cihak ve Hesse adlı araştırmacıların büyük İslami bankaların, risklere karşı, büyük geleneksel bankalardan daha kırılgan olduklarını saptamasında bulunduklarına değinilirken, İslami bankaların son finansal kriz sırasında toksik varlık ticareti yapmamalarından dolayı daha büyük bir esneklik gösterildikleri karşı örnek olarak verildi. Raporda şöyle denildi:
* Ancak İslami bankalar altyapı projeleri, emlak ve ticaret finansmanı biçimindeki geleneksel kabuk piyasalarını çeşitlendirmediler. Ana odakları, sadece Orta Doğu ve Malezya da değil onların dışında da emlak olmuştu. Böylece dünyada emlak patlamasında çöküş yaşanınca bundan olumsuz etkilendiler. Ayrıca dünya ticaretindeki çöküş de, ticaret finansmanındaki güçlü varoluşları dolayısıyla İslami bankaları etkiledi.
* İslami bankacılığın boyutunu kesin olarak değerlendirmek zor. İslami ilkelere göre çalışan küçük kırsal kooperatifler hesaba katılmaz. İslami bankacılığın tanımı ülkelere göre değişiyor. Örneğin İran’daki bir kuruluş işlerini, Malezya’dakinden farklı yönetiyor.
* Şu anda Orta Doğu, Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya’da yoğunlaşan İslami bankacılık, orta Afrika’ya, Orta Asya’ya ve Batı Avrupa’ya yayılıyor. 2006 Bankscope verilerindeki 176 İslami bankanın yüzde 70’i Orta Doğu ülkelerinde, yüzde 14’ü Güneydoğu Asya’da ve yüzde 15’i orta Afrika’da bulunuyor. İslami bankalar en çok İslami finansal merkezler Bahreyn ve Malezya’da, İran ve Sudan gibi İslam cumhuriyetlerinde ve daha genel olarak Körfez bölgesinde bulunuyor. Arap ve Müslüman nüfus ağırlıklı diğer ülkelerde ise üçten daha az olan sayı oldukça düşük bulunuyor.
* İslami bankalarda sayı tek başına önemsizdir. Sadece birkaç İslami kurumu bulunan Brunei gibi ülkelerde bile İslami bankalar güçlü bir varlığa sahip. Körfez ve kimi Afrika ülkelerinde İslami bankaların sayısı görece büyüktür.

En Uygun Krediyi Hesapla, Karşılaştır ve Başvur

TL
ay
Kredi hesaplama