'Faizler yükselecek, acele edin'

Türkiye'nin artık sıcak paraya mahkûm hale geldiğini söyleyen İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, 'Tedbir almakta geç kaldık' dedi

05 Ocak 2011
Uzun süredir sıcak paraya karşı önlem alınmasını isteyen Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, artık geç kalındığını, seçime gidilirken önemli bir tedbirin alınamayacağını söyledi. Türkiye’nin biraz da artık bu sıcak ve istikrarsız kaynağa mahkûm hale geldiğini vurgulayan Özince, “Türkiye’ye sıcak para dönemsel olarak giderek daha fırsatçı bir yaklaşımla girip çıkıyor. Özellikle faiz daraldıkça spekülasyon döviz kurları ve borsada daha fazla hissedilecek” dedi.

Merkez Bankası’nın gerek munzam karşılık oranlarını arttırması, gerek munzam karşılıklara faiz vermeyi durdurmasının beklenen neticeyi yaratmayacağı kanısında olan Özince, bunun nedenini ‘hane halkı borçlanmasının hâlâ çok düşük olmasına’ bağladı. Bankaların munzam karşılık yükünü, kredi faizlerine mutlaka yansıtacaklarını da dile getiren Özince, yeni yılın başlarından itibaren ve özellikle bahar aylarında, kredilerin yeniden ivme kazanmaya başlayacağını, faiz oranlarının yükseleceğini kaydetti. Özince, bankacılık cephesinden 2011’i Radikal’e değerlendirdi:

Küresel ekonomideki son gelişmeler, gelişmiş ülkelerin sürekli karşılıksız para basmaları, ülkelere yoğun sıcak para girişi Türkiye ekonomisi ve bankacılığını nasıl etkileyecek?

ABD başta olmak üzere, gelişmiş ülkelerin, özellikle rezerv nitelikli parayı sürekli basmaları, kanımca rezerv para kavramının tartışılmasını ve ülkelerin rezerv politikalarında özellikle gelişmekte olan ülkelerin, rezerv para politikalarında bir alternatif arayışına gitmelerini gerektiriyor. Bu konuya eğer uluslararası düzeyde bir çözüm getiremezlerse, zaman içinde rezerv para tercihlerinde değişiklik giderek artacak, altın da zaten herhalde bu nedenle ciddi değer kazanıyor. Türkiye ve diğer gelişmiş ülkelere yoğun sıcak para girişinin giderek farklılaştığını düşünüyorum. Dönemsel olarak giderek daha fırsatçı bir yaklaşımla girip çıkacak. Özellikle faiz daraldıkça spekülasyonun döviz kurları ve borsada daha fazla hissedileceği kanısındayım. Bankacılığın sıcak paradan etkilenimi son derece olumsuz. Çünkü istikrarsız, spekülatif nitelikteki piyasalar, bankacılıkta da özellikle kur riskini, likidite riskini, aktif değerlerindeki piyasa fiyatı riskini fazlasıyla arttırıyor.

Sıcak paraya karşı, vergi dahil önlem önerileriniz oldu ama etkin bir önlem alınmadı. Hükümetin bu konudaki yaklaşımı için ne diyorsunuz?

En önemli çare, piyasaların derinleştirilmesidir. Hükümet yetkilileri sıcak paraya karşı da önlem alınması gerektiğini söylediler, söyleyenler oldu ya da... Ancak bu konuda Türkiye’nin çok şansı olmadığını düşünüyorum. Uzun yıllardır sıcak para ile ilgili önlemler alınması gerektiğini düşünen bir kişi olarak, artık bu konuda geç kalındığını ve hele hele şu anda içinde bulunduğumuz seçim öncesi dönemde hiçbir şekilde sıcak para ile ilgili bir önleme gidilemeyeceğini ve Türkiye’nin biraz da artık bu sıcak ve istikrarsız kaynaklara mahkûm olduğunu görüyorum. İyi zamanlarda bu önlemler alınabilirdi, vergisel eşitlemeler yapılabilirdi, vergi adaleti açısından da özellikle tasarruf kaynaklarının vergisinde adalet açısından da anlamlı bir uygulama yapılmış olabilirdi ama artık çok geç. Uzun vadeli en uygun çare de İstanbul Finans Merkezi fikrinde bulunan Türkiye’yi tüm parametrelerde iyi piyasa uygulamalarına doğru reformlarla götürmek, piyasaları derinleştirmek diye düşünüyorum.

Sıcak para için alınan önlemler şimdiye kadar, munzam karşılık artışı gibi dolaylı ve bankaların yükünü arttıran önlemlerle sınırlı kaldı. Bu önlemler etkin önlemler mi?

Merkez Bankası’nın gerek munzam karşılık oranlarını arttırması, gerek munzam karşılıklara faiz vermeyi durdurmasının beklenen neticeyi yaratmayacağı kanısındayım. Çünkü Türkiye’de halenhane halkı borçlanması son derece düşük düzeylerde, bankacılık sektörünün kredileri gayri safi milli hasılaya oranla düşük düzeyde. Kaldı ki özel sektörün ve özellikle hanehalkının, tasarruf açığı yok. Merkez Bankası uygulamaları özel sektörü ve özellikle bireysel kredileri etkiler seviyelerde. Kurumsal krediler, yatırım kredileri daha ziyade döviz cinsinden kullandırılabildiği için, buradaki önlemler kısıtlı olacak fakat her şeyden önemlisi kamu çok önemli bir tasarruf açığı vermesine rağmen herhangi bir önlem almıyor. Bu konuda da seçim öncesinde de ve sonrasında da yakın sonrasında da ben bir politika değişikliği olacağını öngörmüyorum.

Munzam karşılık yükünün artmasına bağlı olarak bankaların maliyetleri arttı ama bunu henüz kredi faizlerine yansıtmadıklarını görüyoruz. Bu maliyet artışı kredi kullananlara yansıyacak mı, ne zaman yansır?

Bankalar munzam karşılık yükünü, kredi faizlerine mutlaka yansıtacaklar, yeni yılın başlarından itibaren ve özellikle, bahar aylarında kredilerin yeniden bir ivme kazanmaya başladığında faiz oranlarının değişeceğini, yükselmeye başlayacağını düşünüyorum. Merkez Bankası kendisi değil ama bankaların faiz arttırmasını arzu eder bir politikada görünüyor. Tahmin ediyorum yılın ilk üç aylık döneminden sonra, perakende kredi faizlerinde, Türk Lirası olan kredi faizlerinde yükselme olur. Bu yalnızca bireysel kredileri değil, ticari kredileri de etkiler.

Kredi maliyetlerinin artmasına rağmen faizlere yansıtılmaması, önümüzdeki dönem geri dönmeyen kredi hacminin artması gibi tehlikeli sonuçlara neden olabilir mi?

Kredi kalitesinde önümüzdeki dönemde önemli bir bozulma olacağını düşünmüyorum. Bireysel kredilerde henüz emekleme dönemindeyiz ama bugünkü politikalarla hacimler çok büyüseydi, belki kredi kalitesinde yani geri dönmeyen kredilerde de kötüleşme olabilirdi. Özellikle konut finansmanında, bazı borçluların güçlerinin üzerinde yükümlülüklere girdiğini görüyoruz: Kaldı ki bankalar da henüz bu alanda vade ve faiz riskini ortadan kaldıracak fonlamalar yapamadılar.

2011 yılı bankacılık sektörü açısından nasıl bir yıl olacak? Biriken risk alanları var mı, bunlar nelerdir?

2011 yılının bankacılık sektörü açısından, 2010 yılına benzer bir yıl olacağını düşünüyorum. 2010’dan biraz daha az gelişme, biraz daha az kâr olabilir. Bugünkü politikalar sürdürüldüğü takdirde, 2010’nun her yönü ile seçime odaklı ve biraz da iyi değerlendirilememiş bir yıl olarak geçeceği kaygısını taşıyorum.

Bu yıl da karlı bir yıl yaşadınız ancak 2011’den itibaren kârlar düşecek. Sizin beklentiniz nedir?

2011’de banka kârları azalabilir ancak nominal tutarları yakalamaktan çok, ben burada bankacılıkta aktif ve özkaynak kârlılığının yine en iyi sonuçlardan biri olacağını tahmin ediyorum. Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu’nun en kârlı bankacılık piyasalarından biri olmaya devam edecek. Evet, faiz marjı daralabilir ama verim sürekli artıyor. Dolayısıyla kârlılık açısından, performans farklılıkları giderek daha fazla görülecek.

Ersin Özince’nin 5 temel öngörüsü

* Türkiye artık sıcak ve istikrarsız para kaynağına mahkûm hale geldi. Faiz daraldıkça spekülasyon döviz kurları ve borsada daha fazla hissedilecek.

* Munzam karşılık oranının arttırması ve munzam karşılıklara faiz verilmemesi beklenen neticeyi yaratmaz. Çünkü hanehalkı borçlanması hâlâ düşük.

* Bankalar munzam karşılık yükünü kredi faizine yansıtacak. Yeni yılın başlarından itibaren ve özellikle bahar aylarında faiz oranları yeniden yükselecek.

* 2011’de bankacılık sektöründe, 2010’dan biraz daha az kâr ortaya çıkar. Bugünkü politikalar sürdürüldüğü takdirde, 2011 her yönü ile seçime odaklı olur.

* Bankalar arasında kârlılık açısından, performans farklılıkları giderek daha fazla görülecek. Daha fazla kâr eden ve kârlılığı azalan bankalar olacak.

Bankalar 2011’de nelerden kâr edecek?

Bankacılık kârlılığı bilanço büyüterek yakalamaya çalışacak onda da en uygun kredi alanı hangisi ise onu genişletmeye gayret edecek. Şimdilik bu, döviz ve yatırım kredileri. Buna rağmen TL kredinin de her halükârda, her türlü önleme rağmen, gelişmeye devam edeceğini düşünüyorum. Yalnızca konut finansmanı dahi daha uzun yıllar sağlıklı koşullarla ve kârlı bir şekilde büyütülebilir.

Muhtemel küresel riskler neler?

Avrupa bankacılığının, ciddi sıkıntılar içinde olduğunu, eski haline getirilmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Amerika’daki gibi az sayıda bankanın derin bir sermaye piyasasının da desteğiyle kurtarılması gibi bir çare bulunmuyor. Avrupa bankacılığı, istikrarsızlıkları, ülkeler seviyesine taşıdı.

En Uygun Krediyi Hesapla, Karşılaştır ve Başvur

TL
ay
Kredi hesaplama