Tüketici kredisinde rekabet artacak

Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, Merkez Bankası'nın önlemlerinin bu yıl bankalar arasındaki KOBİ ve tüketici kredilerinde rekabeti daha da kızıştıracağını söyledi.

07 Ocak 2011
Merkez Bankası’nın bu ay politika faizlerinde yeniden indirime gitmesini bekleyen Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, yapılacak 50 baz puanlık bir faiz indiriminin portföy akımları ve yurtdışı bankaların Türkiye’de tuttuğu mevduatları ciddi ölçüde azaltacağını düşünmediğini söyledi. Akbank Genel Müdürü Akkurt, Radikal’in sorularını şöyle yanıtladı:

Türkiye’ye ve diğer gelişmiş ülkelere yoğun sıcak para girişi önümüzdeki dönem ülke ekonomisi ve bankacılığı nasıl etkileyecek?
Hızlı sermaye girişleri iki önemli etkiye yol açabiliyor; artan girişlerle ülke para biriminin değer kazanması ile ucuz ve bol borçlanmanın iç talebi ve ithalatı arttırması. İhracat büyümesinin sınırlı olduğu göz önüne alındığında iç talep ve dış talep büyümesindeki ayrışma daha da hızlanarak cari işlemler problemine yol açıyor. TCMB, cari açığın finansal istikrarı tehdit edebilecek büyüklüğe gelmesini önlemeyi ve bunun yanında kurda sert dalgalanmalar yaratma riskini arttıran kısa vadeli sermaye akımlarının, cari açığın finansmanındaki ağırlığını azaltmayı hedefliyor.

Seçim kritik
Merkez Bankası kısa vadeli faizlerin kredi büyümesi ve iç talep üzerindeki etkilerini de yakından takip ediyor. Bu kapsamda, kısa vadeli faizlerin kredi büyümesini ve iç talebi arttırmaması için özellikle kısa vadeli yükümlülüklerin zorunlu karşılık oranlarını yükseltti ve zorunlu karşılığa tabi olan yükümlülüklerin kapsamını genişletti. İlerleyen dönemde özellikle 2011’in ilk aylarında enflasyonun geçen yılki yüksek baz etkisinin de nedeniyle yüzde 5’lere doğru geri çekilmesi ile TL’nin değerlenmesini sınırlamak amacıyla ilave faiz indirimleri gelebilir. Zira gelişmiş ülkelerde düşük seyretmesi beklenen faizlerin yanı sıra Türk ekonomisinin orta vadede sağlam görünen büyüme profili ve güçlü kamu dengeleri, düşük borçluluk oranı yabancı sermaye akımlarının devam etmesini destekleyen etkenler. Dolayısıyla 50 baz puanlık bir faiz indiriminin portföy akımları ve yurtdışı bankaların Türkiye’de tuttuğu mevduatları ciddi ölçüde azaltacağını düşünmüyoruz.
Ancak faiz indirimi, TL’deki değerlenme eğilimini sınırlayıp ithalat fiyatlarını arttırarak önümüzdeki dönemlerde enflasyonun artışına sebep olabilir. Çıktı açığının hızla kapanıyor olmasına dair işaretler de (örneğin sanayi üretimi ekimde kriz öncesi seviyesine geri geldi) böyle bir gelişmeye ivme kazandırabilir. Maliye politikasında genel seçimler dolayısıyla beklenenden daha fazla bir genişleme olması durumunda TCMB izlediği politikayı 2011’in ikinci yarısında değiştirmek zorunda kalabilir.

Merkez’in aldığı önlemler Türk bankacılık sektörünü nasıl etkiler?
Merkez’in aldığı önlemler kapsamında parasal koşullar sıkılaştırılıyor. Kısa vadeli zorunlu karşılıkların arttırılması, kısa vadede fonlama maliyetini yükselterek, bankacılık sektöründe yükümlülüklerin daha uzun vadeye yayılmasına yönelik bir önlem. Merkez Bankası mevduatlarda vade uzatımı ile bilançolardaki vade uyumsuzluğunu da azaltmaya çalışıyor. Zorunlu karşılıklardaki artışlar bankacılık sektöründe parasal koşulları sıkılaştırılarak kredi artışlarını sınırlandıracak. Zorunlu karşılıklardaki artışlar yüzünden fonlama maliyetlerinde artış yaşanabilir. Bu da marjlardaki görünüme bağlı olarak, kredi faizlerinde de vadeye göre bir miktar artışa yol açabilir.

Sıcak paraya karşı, vergi dahil önlem önerileri oldu ama etkin bir önlem alınmadı. Hükümet yetkililerinin vergi konsa da sıcak paranın önlenemeyeceği yönündeki görüşleri için ne diyorsunuz?
Bazı gelişmekte olan ülkelerin sermaye girişlerini vergi koyarak engellemeye çalıştığını görüyoruz. Örneğin Brezilya sabit getirili yatırımlara uyguladığı vergiyi yüzde 2’den 6’ya yükseltirken, bazı Latin Amerika ve Asya ülkeleri de kısa vadeli yurtdışı krediler için yüksek zorunlu karşılık uygulaması gibi önlemler aldı. Merkez Bankasının bu konuda tavrı net. Fiyat istikrarı yanında finansal istikrarı korumak için kararlı. Bu bağlamda politika faizini indirmenin yanı sıra hem mevduatı hem de yabancı sermaye girişlerini daha uzun vadeye yönlendirmeyi amaçlıyor. Bunun için de TL cinsi zorunlu karşılık oranlarını vadeye göre farklılaştırdı. Ayrıca makroekonomik riskleri yönetmek için yabancı para cinsinden yükümlülüklerin zorunlu karşılık oranlarını da aktif olarak kullanacak. Bu kapsamda, zorunlu karşılıklara tabi yükümlülüklerin kapsamı genişletilebilir, nitelik ve vadelerine göre farklılaştırılabilir. Bazı gelişen ülkeler gibi sermaye akımlarına vergi konması şu anda ekonomi yönetiminin gündeminde gözükmüyor.

Merkez’in kredi hacmindeki artışı engellemek amacıyla aldığı bu önlemlerin etkisi ne zaman görülür?
Geçen haftaya kadar munzam karşılık oranları ancak kriz öncesi seviyesine getirilmişti. Dolayısıyla alınan önlemlerin etkisi alınacak ilave tedbirlerle beraber ancak önümüzdeki dönemde belli olacak. Zorunlu karşılıklardaki artışlar yüzünden fonlama maliyetlerinde artış yaşanabilir. Bu da marjlardaki görünüme bağlı olarak, kredi faizlerinde de vadeye göre bir miktar artışa yol açabilir. Fakat fonlamadaki maliyet artışı kredi faizlerine yansımasa bile zorunlu karşılıkların arttırılması ile piyasadan çekilen likidite kredilerin daha yavaş büyümesine sebep olabilir.

Kârlar yavaşlar
2010’da karlı bir yıl yaşandı ancak 2011’den itibaren banka kârlarının düşeceği beklentisi var. Sizin beklentiniz nedir?

Faizlerde alt sınırlara gelinmesi ile 2011 yılında bankacılık sektörünün karlılığında bir yavaşlama gözlemlenebilir. Ancak düşük faiz oranları büyümeye, bankacılık sisteminin derinleşmesine de büyük destek sağlıyor. Zira düşük faiz oranları, paranın maliyetinin düşük olması kişilerin borç geri ödeme kapasitesini arttırarak büyümeye destek oluyor. Bu çerçevede, 2011 yılında kredilerde KOBİ’ler ve tüketiciler daha da ağırlık kazanacağı için bölgesel bazda daha detaylı, mikro analizlerin önemi de artacak. Bankalar için maliyet kontrolü, verimlilik öne çıkan konular olacak. Aktif kalitesinin bozulmaması için bankalar risk alma konusunda tedbirli davranmaya devam edecek.

Sizce bankalar 2011’de nerelerden kâr etmeyi planlıyor? 2011 yılı bankacılık sektörü açısından nasıl bir yıl olacak? Biriken risk alanları var mı, bunlar nelerdir?
Bankaların 2010’daki kâr rakamlarını yakalamak için 2011’de, daha sonra sıkıntısı çekilecek, türev piyasalar gibi yan yollara sapma ihtimali var mı? Daralan marjlar nedeniyle 2010’da bankacılık kârları üzerinde hissedilmeye başlanan baskı 2011’de daha da artacak. 2011 sektör için çok iyi yönetilmesi gereken zorlu bir yıl olacak.
Bankalar öncelikle sürdürülebilir kârlılığa odaklanacak. Tüketiciler ve KOBİ’ler başta olmak üzere her müşteri segmentinde çetin rekabet yaşanacak 2011’e yönelik Türk bankacılık sistemiyle ilgili önemli bir risk unsuru gözükmüyor. Sektörün sermaye yeterlilik oranı yüzde 19 ile yasal limitlerin üzerinde, kârlılığı sağlam gidiyor. Likidite problemi yok. Bankaların fonlama kısmına baktığımızda; mevduatın temel fonlama kaynağımız olduğunu görüyoruz. Mevduatın yanı sıra fonlama kaynaklarının farklılaştırılması gerek vadelerin uzaması gerekse borçlanma kaynaklarının çeşitlendirilmesi açısından önem taşıyor. Biz de geçen günlerde 6 ay vadeli, 1 milyar TL tutarındaki banka bonosu ihracımızı tamamladık. Bu ihracımız bir mevduat bankası tarafından yurt içinde gerçekleştirilmiş ilk banka bonosu ihracı oldu. İkinci önemli konu kredi notunun artması. Bu bankaların daha uzun vadede, düşük maliyetle borçlanabilmelerini sağlayacak. İstikrarlı bir görünüm sürdüğü sürece, ülke notunun ‘yatırım yapılabilir seviye’ye getirilmesini bekliyoruz.

Muhtemel küresel riskler neler?
Euro Bölgesi ve ABD’de belirsizliklerin sürmesi, ve doğu Asya ülkelerinde aşırı ısınmayı önlemek için para ve maliye politikalarında sıkılaşmaya gidilmesi küresel ekonominin büyüme hızını azaltacak. Avrupa’da borç krizinin Portekiz ve İspanya’ya yayılması gündemde. Ayrıca bu ülkelerde büyümenin de orta vadede düşük kalacağı beklentisi borç sürdürülebilirliklerine gölge düşürüyor (örneğin Portekiz ekonomisi Avrupa Komisyonu tahminlerine göre 2010’da büyüdükten sonra 2011’de tekrar küçülerek ikinci dip yaşayacak). Gelişmiş ülkelerin (ve Türkiye’nin en önemli ticaret partneri AB’nin) yavaş büyümeleri Türkiye’nin bu ülkelere ihracatlarını sınırlayacaktır. İhracat ile büyüme yolunu izleyen doğu Asya ülkeleri başta olmak üzere birçok ülke küresel ticaretteki payını yükseltmeyi hedefliyor. Krizden daha şiddetli etkilenen gelişen ve gelişmiş Avrupa ülkelerinde (örneğin Baltık ülkeleri, Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve İspanya) gerektiğinde işgücü piyasasını esnekleştirecek reformların yapılmasını ve birim iş maliyetlerinin düşmesini bekliyoruz.

En Uygun Krediyi Hesapla, Karşılaştır ve Başvur

TL
ay
Kredi hesaplama