Borcumuz gelirimizden çok artıyor!

07 Ocak 2011
Ekonomi çevreleri yeni yıla moralle başladı. Beklentilerin altında gelen ve 41 yılın en düşük enflasyon verileri, yıllık hedefin üzerinde açıklanan ihracat rakamları, "borcu borçla ödemeye" çalışan hazinenin bu yıl net borç ödeyicisi olma planları, hızla gerileyen faizler ve yükselen borsa yeni yıla umutla girilmesine neden oldu.

Hani, tabir yerindeyse; kış mevsiminde piyasalarda bahar yaşanıyor. Önemli olan baharın kalıcı olması, yalancı bahar olmaması...

Kriz sonrasında belirsizlikler ve risklerin azalması, Türkiye ekonomisinin ivme kazanarak yıldızının parlaması, genel anlamda geleceğe bakış noktasında olumlu algılamalara neden oldu.

Olumlu algılamayı dar çerçevede, sadece iş âlemi çerçevesinde değerlendirmemek gerekiyor. Vatandaşın geleceğe dair beklentilerinde de ciddi anlamda bir olumluluk hali söz konusu. Vatandaşta yaşanan bu hal ise bizi tehlikeli sulara sürüklüyor...

Bizi tehlikeli sulara sürükleyen bu halin açılımı ise; global krizin nedenlerinden biri olan "olmayanı harcama hastalığına" bizimde yavaş yavaş tutulmamız ve her geçen gün biraz daha bireysel anlamda borçlarımızın artmasıdır...

Toplum olarak her geçen gün biraz daha tüketim toplumu olma yolunda ilerliyoruz. İşin bu tarafı, yani harcama alışkanlıklarımızın değişmesi sosyolojik bir vakadır. Birbirinden ayırmak çok doğru olmasa da, işin ekonomik tarafına gelince; oluşan uygun ortam vatandaşın daha çok borçlanmasına zemin hazırlamıştır.

Kriz psikolojisinin atlatılması, faiz oranlarında yaşanan gerileme, gelecekten duyulan kaygının azalması sonrasında vatandaşımız "borç yiğidin kamçısıdır" desturuyla borçlanmıştır. Bunun sonucunda da vatandaş 2010 yılını, bankalara 165 milyar lira borçla kapatmıştır.

Geride bıraktığımız yılda, gelir artış oranının üzerinde borç artışına girilmiştir. Nüfusun yarıdan fazlasının bankalara borcu bulunmaktadır. İşin vahim tarafı ise; tüketici kredilerinin tutarı işletme kredilerine yaklaşmıştır.

Türkiye ekonomisine son dönemde önemli miktarda kısa vadeli sermaye girişi (sıcak para) yaşandı. Kısa vadeli yoğun sermaye girişi nedeniyle canlanan iç talep bireysel kredi genişlemesini tetikledi.

Bankalar, ellerindeki fonları değerlendirdikleri hazine kâğıtlarının getirisinin düşmesi nedeniyle, yıl boyunca tüketicilere kredi dağıtmak için yarıştılar. Tüketiciye her türlü cezp edici sloganlarla kredi kullandırma yarışında olan bankalar ellerindeki fonları en yüksek getirisi olan tüketicilere vermeye çabaladılar. Tatil kredisi, bayram kredisi, yılbaşı kredisi, şimdi harca aylar sonra öde kredisi, vs. vs...

İşin enteresan yanı ise vatandaşı en çok borçlandıran ise kamu bankalarının olması. Yılbaşından bu yana kamu bankaları özel bankaların önüne geçerek 45 milyar liralık tüketici kredisi kullandırdı.

Geçtiğimiz yıl kredi hacminin yüzde 30 artış göstermesi ve bu yılda da genişlemenin devam edeceği beklentisi en sonunda ekonomi yönetimini de rahatsız etti. Babacan'ın geçtiğimiz hafta 49 banka genel müdürüyle yaptığı toplantının ana sebebi işte bu kredi hacmi büyümesinin tehlike arz etmeye başlamasıdır.

Düşen faiz oranları nedeniyle, bankalar ellerindeki kaynakları daha fazla getiri sağlayan tüketicilere 2011 yılında da dağıtmaya devam edeceklerdir. Ve önümüzdeki yılda da vatandaşın borcu gelirinden daha fazla artmaya devam edecektir.

En Uygun Krediyi Hesapla, Karşılaştır ve Başvur

TL
ay
Kredi hesaplama