Merkez Bankası kredileri frenleyecek

Merkez Bankası kredi hızını yavaşlatma kararı aldı...

13 Ocak 2011
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ASKON'un düzenlenen 'Finansal Yönetim' toplantısında finans piyasasını derinden etkileyecek Merkez Bankası'nın kararını açıkladı. Merkez kredi hızını yavaşlatacak

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ''Bugün bizim sorunumuz kredi piyasasındaki gelişmeleri daha da ileriye götürüp canlandırmaktan ziyade, var olan canlandırmanın hızını biraz yavaşlatmakla ilgili'' dedi.

Yılmaz, Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) tarafından düzenlenen ''Finansal Yönetim Zaviyesinden Türkiye Ekonomisi 2011'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, küresel kredi piyasalarında yılın 3. çeyreği itibarıyla durağan seyrin devam ettiğini söyledi.

Bankacılık sektörüne ilişkin problemlerin henüz tam olarak giderilememiş olması ve zayıf seyreden kredi talebinin gelişmiş ekonomilerde kredi hacminde istikrarlı bir artışın yaşanmasını engellediğini belirten Yılmaz, ''Türkiye'de ise finansal sektörün güçlü yapısı nedeniyle kredi hacminde yüksek artışlar yaşanmaktadır.

Bugün bizim sorunumuz kredi piyasasındaki gelişmeleri daha da ileriye götürüp canlandırmaktan ziyade, var olan canlandırmanın hızını biraz yavaşlatmakla ilgili...'' diye konuştu.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası'nın bugüne kadar aldığı ve gelecekte alacağını açıkladığı önlemlerin, mevcut konjonktürde finansal istikrarın korunması için gerekli ancak tek başına yeterli olmadığını belirterek, ''Bu konuda düzenleme, denetleme ve dengeleme kapasitesine sahip tüm yetkili organların eşgüdüm içinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır'' dedi.

Yılmaz, Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) tarafından düzenlenen ''Finansal Yönetim Zaviyesinden Türkiye Ekonomisi 2011'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, önümüzdeki dönemde para politikası duruşunun sadece politika faizinin seviyesi tarafından değil, politika araçlarının tümünün bileşimi tarafından belirleneceğinin vurgulanmasının önemine işaret etti.

Özellikle zorunlu karşılık oranında gerçekleşen ortalama artışın maliyet ve likidite kanalından kredi büyümesi üzerinden sınırlayıcı etkisinin, bu yılın Ocak ayından itibaren gözlenmeye başlayacağının beklendiğini kaydeden Yılmaz, şöyle konuştu:

''Alınan kararların fiyat istikrarı ve finansal istikrar üzerindeki etkileri yakından izlenecek ve gerektiğinde ilave tedbirler devreye sokulabilecektir.

Merkez Bankası'nın bugüne kadar aldığı ve gelecekte alacağını açıkladığı önlemler, mevcut konjonktürde finansal istikrarın korunması için gereklidir ancak tek başına yeterli değildir.

Bu konuda düzenleme, denetleme ve dengeleme kapasitesine sahip tüm yetkili organların eş güdüm içinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.

İlgili diğer kurumların özellikle kredi arzını sıkılaştırıcı ve finansal sistemde vade uzatımını teşvik edici önlemlere destek vermesi para politikasının hareket alanını genişletecek ve etkinliğini artıracaktır.''

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, özel sektörün döviz pozisyonunun dengeli bir seyir izlemesiyle, döviz geliri olmayan kişi ve kurumların döviz cinsi borçlanmamasının finansal istikrara katkıda bulunduğunu belirterek, ''Dolayısıyla bizim sizlere tavsiyemiz, vatandaşlara tavsiyemiz, ihracatınız yoksa, döviz geliriniz yoksa Türk Lirası ile işlem yapın, Türk Lirası ile borçlanın, Türk Lirası ile ev alın, Türk Lirası ile otomobil alın, Türk Lirası ile yatırım yapın, Türk Lirası ile işlem yapın'' dedi.

Yılmaz, Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) tarafından İstanbul'da düzenlenen ''Finansal Yönetim Zaviyesinden Türkiye Ekonomisi 2011'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, uyguladıkları para politikasını anlattı.

Merkez Bankasının Türkiye'de finansal istikrardan sorumlu kurumlardan birisi olduğunu ifade eden Yılmaz, Bankanın gözetim ve denetimden sorumlu diğer kurumlardan farklı olarak, finansal istikrara makro açıdan baktığını söyledi.

Fiyat istikrarı ile finansal istikrar arasında bir uyuşmazlık olmadığını, bunların birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu vurgulayan Yılmaz, ''Küresel finans krizinin ortaya çıkmasına neden olan etkenlerden biri gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının fiyat istikrarına odaklanırken, finansal istikrarı gözardı etmeleridir'' dedi.

Yılmaz, bugün itibariyle Türkiye'de hanehalkının borçluluk oranının yüzde 16'lar civarında olduğunu, kriz öncesi yüzde 12'li seviyelerden buraya geldiğini, aynı oranın Doğu Avrupa ülkelerinde yüzde 30'ların biraz üzerinde, AB'de, özellikle Avro bölgesinde yüzde 60'ların, ABD'de yüzde 80'lerin üzerinde olduğunu söyledi.

Durmuş Yılmaz, şunları kaydetti.

''Dolayısıyla şu anda Avrupa'da yaşanmakta olan kamu maliyesi problemi bir bakıma borçluluk problemi olarak ortaya çıkıyor.

İrlanda'nın kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 35 seviyelerinde. Dünya standartlarına göre son derece düşük bir borçluluk oranı, ancak İrlanda'da hane halkının, reel kesimin ve bankacılık kesiminin borçluluk oranları son derece yüksek.

Bunlar bugün itibariyle sürdürülemez noktaya geldiği için devletin buralara müdahale ederek, özel sektörün, hanehalkının bu borçlarını yeniden yapılandırması gerekti.

Dolayısıyla özel sektörün, kişilerin borcu devletin borcu haline dönüştü ve devletin borcunun milli gelire oranı yüzde 100 seviyelerine çıktı. O nedenle kredi müessesesi çok önemli.

Ekonomik aktivitenin canlı olması için toplumdaki fertlerin, kişilerin kredi müesseselerine erişimi önemli, erişebilmesi lazım.

Borçlanarak birtakım işlerin görülmesi, toplam talebin artırılması gerekiyor, ancak bunun istikrarlı, düzenli ve sürdürülebilir olması lazım. Eğer aşırı olursa başınız derde giriyor.''

YENİ KONJONKTÜRE HAZIRLIK

Türkiye'nin küresel krizden en hızlı çıkan ekonomiler arasında yerini aldığını söyleyen Yılmaz, ''Ekonomi politikalarının küresel kriz sırasında olduğu gibi krizden çıkış sürecinde de yeni dönemin özelliklerine uygun olarak şekillenmesi gerekmektedir.

Son dönemde aldığımız ilave önlemler, önümüzdeki dönemde tüm dünyayı etkisi altına alacağını düşündüğümüz yeni konjonktüre karşı bir hazırlık olarak değerlendirilmelidir'' dedi.

Yılmaz, yeni konjonktürün temel özelliklerini de şöyle açıkladı:

''Güvenilir ve dinamik yükselen piyasa ekonomilerine yoğun sermaye akışı olacak, oluyor. Bu ekonomilerde aşırı ısınma, aşırı borçlanma ve varlık balonları oluşması ihtimali var ve bunun sonucu olarak da cari açığın finansal istikrarı tehdit edecek düzeylere ulaşması ihtimali...

2003-2007 arası son dönem ile kriz sonrası yeni konjonktür arasındaki farkların iyi anlaşılması gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerin yaşadığı problemler nedeniyle dış talep zayıf seyrederken, iç-dış talep dengesizliği yüksek boyutlara ulaşmıştır.

Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında büyüme farkının çok yüksek seviyelere çıkması ve uzun süre böyle kalması beklenmektedir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelere yoğun sermaye akışı yaşanmaktadır.

Küresel ekonomide belirsizlik ve zayıflık doğrudan yatırım iştahının azalmasına ve sermaye akımları kompozisyonunun değişmesine neden olmaktadır.

Sermaye akışının portföy ağırlıklı olması, gelişmekte olan ülkelerde varlık fiyatları üzerinde baskı yaratmaktadır.

Türkiye özelinde ise geçmiş dönemlere kıyasla mali baskınlığın sona ermesi, yani kamu maliyesinde daha iyi olmamız, kamunun borç stokunun milli gelire oranının düşük olması, finansal sistemin güçlü yapısı, Merkez Bankasının hareket alanınını genişletmektedir.''

Ekonomide fiyat istikrarı için gerekli olan faiz seviyesi ile finansal istikrar için gerekli olan faiz seviyesinin her zaman birbirleriyle uyumlu olmadığını ifade eden Yılmaz, ekonominin aşırı genişleme gösterdiği bir durumda enflasyonu kontrol altına alan bir faiz politikasının, finansal risklerin ortaya çıkmasını engellemekte yetersiz kalabildiğini veya tam tersinin olabildiğini, öte yandan şiddetli bir resesyon durumunda finansal istikrarın tesisi için çok daha düşük bir faiz seviyesine ihtiyaç duyulabildiğini anlattı.

FİNANSAL İSTİKRARIN KORUNMASI VE SÜRDÜRÜLMESİ HEDEFİ

Yılmaz, ''Merkez Bankası olarak finansal sistemde istikrarın korunması ile sürdürülmesi de bizim için bir hedeftir. Bunu bir hedef olarak görüyoruz ve önemsiyoruz'' dedi.

Bu çerçevede finansal istikrar açısından takip ettikleri 4 konuya ilişkin olarak Yılmaz, şunları belirtti:

''Bunlardan ilki gerek bankaların gerek reel sektörün borçluluk oranlarının ılımlı seviyede tutularak özkaynak kullanımının teşvik edilmesidir.

Bu çerçevede çıkış stratejimizin bir parçası olarak kredilerdeki genişleme hızının finansal istikrarı zayıflatıcı bir seviyeye çıkması halinde zorunlu karşılık oranlarını daha aktif bir şekilde kullanabileceğimizi açıkladık.

Benzer bir şekilde teknik faiz ayarlaması yoluyla bankaların daha etkin bir likidite yönetimi uygulamaya başlamalarını ve borçlanma oranlarının makul seviyede seyretmesine destek verebilecek diğer bir politika aracı olarak görüyoruz likidite yönetimini...'

Küresel krizin olumsuz etkisi bankacılık sektöründe yüksek kaldıraç oranlarına sahip ve hane halkının özellikle yabancı para cinsi borçlarında aşırı artışlar yaşanan ülkelerde daha fazla hissedildiğine dikkati çeken Yılmaz, ''Ülkemizde gerek banka kredilerinin gerekse hane halkı yükümlülüğünün milli gelire oranlarının diğer ülkelere kıyasla düşük olması, hane halkının Türk Lirası cinsi borçlanarak döviz riskini üstlenmemesi küresel finansal krizin göreli olarak Türkiye'yi daha az etkilemesine katkıda bulunmuştur'' dedi.

Durmuş Yılmaz, borçluluk oranlarının önümüzdeki dönemde ılımlı bir seviyede seyretmesini temel amaç olarak gördüklerini ifade etti.

Finansal istikrar hedefleriyle ilgili önem verdikleri ikinci konunun yurt içi ve yurt dışı borçlanma vadelerinin uzatılması ve mevduat yapısının daha uzun vadeye yayılması olduğunu belirten Yılmaz, ''Gerek firmaların yurt dışından sağladığı kredilerde gerekse kamu kesiminin borçlanmasında vadelerin oldukça uzun olduğu görülmektedir. Mevduatın vade yapısının ise oldukça kısa olduğunu görüyoruz ve de kısalmaya devam ediyor'' dedi.

Üçüncü olarak vurgulamak istediği konunun gerek kamu gerek özel sektörün döviz pozisyonunun güçlendirilmesi olduğunu söyleyen Yılmaz, kamu kesimi ve finansal sektörün döviz pozisyonunun dengede bulunduğu, hanehalkının toplam borçluluk oranının varlıklarıyla yükümlülükleri netleştirildikten sonra kalan kısmının yüzde 8 daha fazla olduğunu belirtti.

Yılmaz, firmaların açığı bulunduğunu, finansal sektörün aşağı yukarı dengeli, kamu kesiminin de dengeli olduğunu kaydetti.

Özel sektörün döviz pozisyonunun dengeli bir seyir izlemesiyle, döviz geliri olmayan kişi ve kurumların döviz cinsi borçlanmamasının finansal istikrara katkıda bulunduğunu belirten Yılmaz, ''Dolayısıyla bizim sizlere tavsiyemiz, vatandaşlara tavsiyemiz, ihracatınız yoksa, döviz geliriniz yoksa Türk Lirası ile işlem yapın, Türk Lirası ile borçlanın, Türk Lirası ile ev alın, Türk Lirası ile otomobil alın, Türk Lirası ile yatırım yapın, Türk Lirası ile işlem yapın. Finansal istikrar kapsamında değinmek istediğim son husus kur riskinin daha iyi yönetilmesinin gerektiğidir'' ifadesini kullandı.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ''Bugün itibariyle enflasyonla ilgili olarak elimizdeki veriler, gelişmelerin bizim orta vadeli hedeflerimizle uyumlu olduğunu gösteriyor. Ancak dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle emtia fiyatları açısından birtakım problemler var. O nedenle dikkatli, yakından takip etmemiz gerekir'' dedi.

Anadolu Aslanları İşadamları Derneğinin (ASKON) düzenlediği ''Finansal Yönetim Zaviyesinden Türkiye Ekonomisi 2011'' konulu toplantıda konuşan Yılmaz, Türkiye ekonomisinin yılın ikinci çeyreği itibariyle kriz öncesi seviyeye geri döndüğünü söyledi.

Yılmaz, 2010 yılının son çeyreğine ilişkin öncü göstergelerin, üçüncü çeyrekte gözlenen yavaşlamanın kalıcı olmadığını, iktisadi faaliyetteki toparlanmanın tekrar hızlanacağına işaret ettiğini, sanayi üretimi, kapasite kullanım oranı ve sipariş beklentileri verilerinin 2010 yılı üçüncü çeyreğine kıyasla iktisadi faaliyette ivmelenme yaşandığını gösterdiğini kaydetti.

Yılmaz, ''Ülkelerin büyüme hızlarıyla ihracatımız içindeki payları dikkate alınarak bankamız tarafından hesaplanan Türkiye'nin Dış Talep Endeksi göstergesi, küresel ekonomiye kıyasla Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki toparlanmanın daha yavaş olacağına işaret etmektedir.

Bu durum Türkiye'nin ürettiği mal ve hizmetlere olan dış talebi olumsuz etkilemektedir, bu nedenle imalat sanayinde kapasite kullanımının kriz öncesi seviyelere ulaşmasının zaman alacağını düşünüyoruz'' diye konuştu.

Ekonomide iç talep tarafından itilen bir büyümenin söz konusu olduğunu belirten Yılmaz, dış talebin toplam büyümeye katkısının negatif olduğunu, iç ve dış talep arasındaki ayrışmanın halen devam ettiğini, zayıf dış talep ve güçlü iç talep nedeniyle dış piyasalara üretim yapan firmalar ile iç piyasaya üretim yapan firmaların üretim performanslarında belirgin bir ayrışma gözüktüğünü ifade etti.

Yılın üçüncü çeyreğinde üretimdeki yavaşlama ile birlikte tarım dışı istihdamdaki artışın kesintiye uğradığını kaydeden Yılmaz, ''Ancak son çeyrekte iktisadi faaliyetteki toparlanmaya paralel olarak istihdam artışının tekrar başladığını tahmin ediyoruz'' dedi.

KREDİ FAİZLERİ

Durmuş Yılmaz, kredi piyasalarındaki sıkılaşmanın bugün itibariyle son bulduğunu ifade ederek, ''Toplam ticari kredilerinin faiz hadlerine baktığımızda yüzde 24 ile 25 seviyelerine kadar çıkan kredi faizleri, bugün itibariyle tüketici kredilerinde yüzde 11-12 seviyelerine, sanayicimizin, iş adamımızın muhatap olduğu ticari krediler ise yüzde 8-8,5 seviyelerine kadar gerilemiştir'' şeklinde konuştu.

İktisadi faaliyetteki toparlanma eğilimine paralel olarak karşılıksız çek adetinin gerilediğini bildiren Yılmaz, iktisadi faaliyetin beklenenden güçlü bir biçimde toparlanmasının sağladığı ek gelir artışının, büyük ölçüde kamu borcunun azaltılmasında kullanıldığını gördüklerini, bu durumun Türkiye'de mali disiplinin süreceğine ilişkin beklentileri olumlu yönde etkilediğini söyledi.

Döviz kurundaki gelişmelere de değinen Yılmaz, 2009 yılı başından bu yana birçok gelişmekte olan ülkenin para biriminin ABD Doları karşısında değer kazanırken, TL'nin bu dönemde oldukça sınırlı bir değişim gösterdiğini, 2010 yılı başından bu yana TL'nin değerinde meydana gelen değişimin diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine kıyasla yine sınırlı olduğunu gördüklerini ifade etti.

Yılmaz, ''Son aldığımız tedbirlerden etkisinin ne olduğuna bakacak olursak, Kasım 2010'dan bu tarafa ne oldu diye bakarsak TL en fazla değer kaybeden paralar arasında yer alıyor'' dedi.

YAŞ SEBZE VE MEYVENİN ÜRETİM MERKEZLERİNDEN TÜKETİM MERKEZLERİNE TAŞINMASI

Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, enflasyon konusundaki gelişmelere değinirken, gıda fiyatlarında yaşanan arz yönlü şoklara rağmen fiyatlama davranışlarında bir bozulma görmediklerini, çekirdek enflasyon göstergelerinin orta vadeli hedeflerle uyumlu düzeyini koruduğunu söyledi.

Sepetin içerisinde gıdanın ağırlığının yüzde 28 olduğunu hatırlatan Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu yüzde 28 ağırlık özellikle yaş sebze ve meyvenin arz yönlü şoklara çok açık olduğu için dalgalanması son derece yüksek. Merkez Bankası'nda yaptığımız çalışmaya göre, yaş sebze ve meyvenin üretim merkezlerinden tüketim merkezlerine taşınması sırasında yolda yüzde 24'ü kaybediyor, eriyor, çürüyor.

Bu da bizim enflasyonla mücadele maliyetimizi artırıyor. Herhalde önümüzdeki dönemde üzerine eğilmesi gereken konulardan biri de bu.

Önümüzdeki dönemde enflasyonun bu yılın birinci çeyreği sonuna doğru baz etkisi nedeniyle düşeceğini, ondan sonra enflasyonun tekrar bir miktar yükselebileceğini düşünüyoruz. Bunun orta vadeli hedeflerle uyumlu olabileceğini düşünüyoruz.

Özellikle dikkatinizi özellikle pamuk, mısır, buğday gibi emtia fiyatlarına dikkatinizi çekmek istiyorum. Dünyada bu konuda bir hareketlenme söz konusu.

Bugün itibariyle bizim elimizdeki veriler orta vadede enflasyon dinamiklerinin hedefle uyumlu olacağı yönünde. Dünya çok hızlı değişiyor. Bizim de bu konuda ihtiyatlı olmamız gerekiyor.''

''HİNDİSTAN'DA ŞU ANDA İŞLENMEMİŞ GIDADA SOĞAN FİYATLARI ÖNEMLİ''

Uluslararası rekabete kapalı olduğu için hizmet sektörü enflasyonunda son dönemlerde önemli azalmaların söz konusu olduğunu, burada özellikle kira kaleminin çok önemli rol oynadığını ifade eden Yılmaz, işlenmiş gıda ve işlenmiş gıda fiyatlarına değinirken, ''Domates fiyatları enflasyona çok önemli katkı yapmıştı.

Hindistan Merkez Bankası Başkanı 'Hindistan'da şu anda işlenmemiş gıdada soğan fiyatlarının önemli rol oynadığını' söyledi'' dedi.

İşlenmemiş ve işlenmemiş gıda ayrımının önemli olduğuna işaret eden Yılmaz, ''Türkiye'de son 2 aydır özellikle işlenmemiş gıdada yaş sebze ve meyvede fiyatlarında önemli bir düzeltme söz konusu.

Ayrıca kırmızı et önemli bir kaygı nedeniydi. Fakat son zamanda alınan bazı tedbirlerle oradaki fiyat artışlarındaki hız yavaşlamış durumda. Sonuç olarak bugün itibariyle enflasyonla ilgili olarak elimizdeki veriler, gelişmelerin bizim orta vadeli hedeflerimizle uyumlu olduğunu gösteriyor.

Ancak dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle emtia fiyatları açısından birtakım problemler var. O nedenle dikkatli, yakından takip etmemiz gerekir'' diye konuştu.

EKONOMİDEKİ SON GELİŞMELER

Durmuş Yılmaz, küresel ekonomideki son gelinen noktaya değinerek, gelişmiş ülkelerin ekonomilerinde toparlanma hızına ilişkin aşağı yönlü risklerin sürdüğünü söyledi.

Küresel piyasalarda risk iştahının son dönemde tekrar artış eğilimine girdiğini ve global risk iştahı endeksine göre bugün itibarıyla dünyanın daha ziyade olumlu bir resim çizdiğini vurgulayan Yılmaz, kamu borcu yönünden İrlanda, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi çevre ülkelerde bütçe açıklarının yüksek seyretmesinin borçların sürdürülebilirliğine dair endişeler yarattığını ve Avrupa'nın büyüme görünümüne yönelik aşağı yönlü risk oluşturduğunu ifade etti.

Türkiye'de bu borcun düşük seviyesinin ülkenin olumlu yönde ayrışmasına destek olduğunun altını çizen Yılmaz, kamu borcunun milli gelire oranı açısından bakıldığında, Türkiye'nin dünyada en iyi olan ülkelerden biri olarak öne çıktığını söyledi.

Dünya genelinde istihdam gelişmelerine de değinen Yılmaz, gelişmiş ülkelerdeki emek piyasalarındaki olumsuz görünümün devam ettiğini, Türkiye'de ise istihdam koşullarındaki iyileşmenin devam etmesiyle beraber işsizlik oranlarının bir süre daha kriz öncesine oranla yüksek seviyelerde seyredeceğini tahmin ettiklerini belirtti.

''NİÇİN TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI?''

Dün Ankara'da İNTES'in toplantısında kendisine ''Niçin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değil de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası?'' diye soru sorulduğunu kaydeden Yılmaz, ''Bizim ismimiz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. İ'nin olmayışının nedeni de 1930'lu yıllarda Merkez Bankası kurulurken i sıfat belirttiği için, Merkez Bankası'nın bağımsızlığını vurgulamak için i kaldırılmış. Paranın üzerinde Cumhuriyet Merkez Bankası yazar'' diye konuştu.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, yeni önlemler kapsamında bankalara bilanço dışı hesaplarda zorunlu karşılık uygulamasının gelip gelmeyeceğine ilişkin, ''İhtiyaç duyulursa gelebilir, ama bugün itibariyle böyle bir şey söz konusu değil. Bu her an için masada'' dedi.

Durmuş Yılmaz, Anadolu Aslanları İşadamları Derneğinin (ASKON) düzenlediği ''Finansal Yönetim Zaviyesinden Türkiye Ekonomisi 2011'' konulu toplantıda katılımcıların sorularını yanıtladı.

''Kredi hacmindeki seyir, 'yeni önlemlere devam' mı, yoksa 'önlemler şimdilik tamam' mı mesajı veriyor? Yeni önlemler kapsamında bilanço dışı hesaplarda zorunlu karşılık uygulaması gelir mi?'' sorusu üzerine Yılmaz, ''Bunun üzerinde çalışılıyor.

İhtiyaç duyulursa gelebilir, ama bugün itibariyle böyle bir şey söz konusu değil. Bu her an için masada'' karşılığını verdi.

Bugün itibariyle kredi hacminde bir yavaşlamanın söz konusu olmadığını belirten Yılmaz, ''Aldığımız tedbirler henüz uygulamaya girmedi. Ayın 21'inde zorunlu karşılıklarla ilgili olarak 7,6 milyar lira piyasadan çekilecek.

Bunun etkilerini önümüzdeki dönemde hep birlikte göreceğiz. Dolayısıyla eğer burada alınan tedbirler, önlemler yeterli olmadığı ortaya çıkarsa ilave tedbirler alınacaktır'' diye konuştu.

Yılmaz, bugün itibarıyla ekonomide bir ısınma görmediklerini, aldıkları tedbirlerin ileriye yönelik ortaya çıkması muhtemel konjonktürel bir hazırlık olduğunu söyledi.

''Zorunlu karşılık oranlarındaki artış genel mi, yoksa bankaların durumuna göre özelleştirilebilir mi?'' şeklindeki soruya Yılmaz, ''Teknik olarak banka bazında zorunlu karşılık uygulamak mümkün. Fakat bugün itibarıyla biz böyle bir uygulama yapmadık.

Bankaların genelinde, pasiflerinde bulunan varlıkların, yükümlülüklerin üzerine bir zorunlu karşılık getirdik. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde teknik olarak yapılabilecek bazı uygulamalar var. Bunların üzerinde de çalışıyoruz'' yanıtını verdi.

''BİZ BOŞLUKTA YAŞAMIYORUZ''

Türkiye'nin 2. çeyrek sonu itibariyle krizden çıktığını işaret eden Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Şu anda yapmamız gereken şey mali disiplinden taviz vermeden elde ettiğimiz kazanımları konsolide etmektir. Ancak biz boşlukta yaşamıyoruz.

Biz de uluslararası camianın saygın bir üyesiyiz ve etrafımızda bir takım sorunlar var. Özellikle Avrupa'daki borç sorunu ciddi bir sorun. İhracatımızın önemli bir kısmını Avrupa'ya yapıyoruz.

Oradaki gelişmeler bizi etkileyebilir. O nedenle oradaki gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip etmek durumdayız. Son aldığımız kararlar da zaten ileriye yönelik, olması muhtemel sorunlara karşı alınmış birtakım önlemler...''

En Uygun Krediyi Hesapla, Karşılaştır ve Başvur

TL
ay
Kredi hesaplama